Ekoloji örgütleri ve toplumsal hareketler iklim adaleti için buluştu.
Kasım ayında Antalya’da yapılması planlanan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP31) öncesinde Türkiye’nin farklı kentlerinde Halkların İklim Zirvesi için hazırlıklar sürüyor.
Ekoloji örgütleri, sendikalar, meslek odaları ve sivil toplum bileşenlerinin katılımıyla yürütülen hazırlık sürecinde Adana, Mersin ve Hatay’da üç ayrı buluşma gerçekleştirildi.
13 Mart’ta Adana’da başlayan süreç, 14 Mart’ta Mersin’de yapılan yerel toplantıyla devam etti. 15 Mart’ta Hatay’da yapılan açıklama ve dayanışma çağrısıyla ekolojik yaşam alanlarını koruma mücadelesi gündeme taşındı.
Buluşmalarda, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığı; yaşam hakkı, gıda güvenliği, suya erişim ve toplumsal eşitlik gibi birçok başlıkla doğrudan ilişkili olduğu vurgulandı.
Adana’da İlk Adım: Yerel Hazırlıklar Başladı

Hazırlık sürecinin ilk buluşması 13 Mart’ta Adana’da gerçekleştirildi. Eğitim Sen Adana Şubesi toplantı salonunda yapılan toplantı, Adana Ekoloji Platformu’nun çağrısıyla düzenlendi.
Toplantıda, Antalya’da düzenlenecek COP31 sürecine paralel olarak gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesinin hazırlıkları ele alındı. Katılımcılar, iklim krizine karşı mücadelede yerel örgütlenmelerin önemine dikkat çekerek kentte daha güçlü bir dayanışma ağı kurulması gerektiğini ifade etti.
Toplantıda ayrıca Halkların İklim Zirvesi Adana Meclisi’nin oluşturulması kararlaştırıldı. Bu meclisin, Antalya’da yapılacak zirve öncesinde yerel çalışmaların yürütülmesine ve farklı toplumsal kesimlerin sürece dahil edilmesine katkı sunması hedefleniyor.
Katılımcılar, iklim mücadelesinin yalnızca çevre örgütlerinin değil, emek hareketinden kadın örgütlerine kadar geniş bir toplumsal katılım gerektirdiğini vurguladı.
İklim Krizi ve Toplumsal Eşitsizlikler
Toplantıda yapılan değerlendirmelerde iklim krizinin en ağır sonuçlarını çoğu zaman emekçiler, küçük üreticiler, kent yoksulları ve kırılgan toplumsal grupların yaşadığı ifade edildi.
Kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler ve yerinden edilen toplulukların iklim krizinden daha fazla etkilendiğine dikkat çekilerek temiz suya erişim, gıda güvenliği ve sağlık hakkı gibi temel konuların giderek daha büyük bir riskle karşı karşıya kaldığı belirtildi.
Katılımcılar, iklim krizine karşı geliştirilecek politikaların yalnızca çevreyi korumayı değil, aynı zamanda toplumsal eşitliği ve adaleti güçlendirmeyi hedeflemesi gerektiğini vurguladı.
Bu kapsamda fosil yakıtlardan adil ve planlı çıkış, enerji demokrasisi, gıda egemenliği ve agroekolojik üretim modelleri gibi başlıkların iklim adaleti mücadelesinde önemli bir yer tuttuğu ifade edildi.

Mersin’de İklim Adaleti Buluşması

Hazırlık sürecinin ikinci buluşması 14 Mart’ta Mersin’de gerçekleştirildi. Eğitim-Sen Mersin toplantı salonunda düzenlenen etkinlikte “Gezegen için, Yaşam için, Adalet için Halkların İklim Zirvesi” başlığıyla bir araya gelen katılımcılar, iklim krizi ve toplumsal etkileri üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Toplantıda yapılan açıklamada, küresel iklim krizinin giderek daha görünür hale geldiği ve yangınlar, seller, kuraklık gibi afetlerin birçok bölgede günlük yaşamı doğrudan etkilediği ifade edildi.
Artan gıda fiyatları, su kaynaklarının azalması ve kentlerde yoğunlaşan betonlaşma baskısının ekolojik krizin toplumsal boyutlarını derinleştirdiğine dikkat çekildi.
Açıklamada, iklim krizinin doğal bir kader değil; fosil yakıtlara dayalı üretim modeli ve sınırsız büyüme anlayışı gibi ekonomik ve politik tercihlerle bağlantılı olduğu vurgulandı.

Barış ve Ekoloji Vurgu
Etkinlikte yapılan konuşmalarda savaş ve militarizmin doğa üzerindeki etkilerine de değinildi.
Savaşların yalnızca insan yaşamını değil, aynı zamanda ekosistemleri de ciddi biçimde tahrip ettiğine dikkat çekilerek bombardımanlar, askeri yığınaklar ve altyapı yıkımlarının doğa üzerinde uzun vadeli etkiler yarattığı ifade edildi.
Bu nedenle iklim adaleti mücadelesinin aynı zamanda barış ve yaşam hakkı mücadelesiyle birlikte ele alınması gerektiği dile getirildi.
Hatay’da Asi Nehri İçin Dayanışma Çağrısı

Hazırlık sürecinin üçüncü ayağında 15 Mart’ta Hatay’da yapılan açıklamada Asi Nehri çevresinde yaşanan ekolojik tahribata dikkat çekildi.
Samandağ’ın Çöğürlü Mahallesi’nde faaliyet gösteren bir kalker ocağı ve beton tesisinin bölgedeki ekosistem üzerinde ciddi etkiler yarattığı belirtilirken, nehir yatağında meydana gelen daralmanın çevresel riskleri artırdığı ifade edildi.
Açıklamada nehir ekosisteminin korunmasının yalnızca çevresel bir mesele değil, aynı zamanda yerel halkın yaşam hakkı, geçim kaynakları ve kültürel mirasıyla doğrudan bağlantılı olduğu vurgulandı.
Bölgedeki sivil toplum örgütleri ve ekoloji hareketleri, Asi Nehri’nin ve bölgedeki biyoçeşitliliğin korunması için yürütülen hukuki ve toplumsal mücadelenin takipçisi olacaklarını belirtti.

Halkların İklim Zirvesi için ortak çağrı
Adana, Mersin ve Hatay’da gerçekleştirilen buluşmalarda, Kasım ayında Antalya’da düzenlenmesi planlanan Halkların İklim Zirvesi’nin geniş bir toplumsal katılımla hazırlanması gerektiği ifade edildi.
Ekoloji hareketleri, sendikalar, meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri ile bilim insanlarının sürece dahil olduğu belirtilirken, iklim krizine karşı mücadele etmek isteyen herkesin hazırlık çalışmalarına katılması çağrısı yapıldı.
Katılımcılar, iklim krizine karşı çözüm üretmenin yalnızca devletlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu hatırlatarak yaşamı, doğayı ve geleceği savunan ortak bir dayanışma zemininin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.





