5 Haziran Dünya Çevre Günü, yalnızca doğanın güzelliklerini hatırlama günü değil; yaşamı tehdit eden ekolojik yıkımlarla yüzleşme ve ortak geleceğimiz için sorumluluk alma günüdür.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de ormanlar, zeytinlikler, meralar, kıyılar ve sulak alanlar madencilik, enerji ve sanayi projelerinin baskısı altında. Ekosistemlerin parçalanması yalnızca ağaçların kesilmesi anlamına gelmiyor; sayısız canlının yaşam alanının yok edilmesi, türlerin yerinden edilmesi ve yaşam ağlarının geri dönülmez biçimde zarar görmesi anlamına geliyor.

Bir yandan plastik kirliliği denizleri, nehirleri ve toprağı görünmez bir yük altında bırakırken, diğer yandan yaban hayvanlarına yönelik dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı yaklaşımlar giderek daha fazla meşrulaştırılıyor. Oysa insanlar kadar diğer canlıların da güvenli yaşam alanlarına, korunmaya ve var olma hakkına sahip olduğunu hatırlamak zorundayız.

Çevreyi yalnızca korunması gereken bir kaynak olarak değil, insanın da parçası olduğu ortak bir yaşam ağı olarak görmek gerekiyor. Çünkü sağlıklı bir çevre; temiz hava, temiz su ve güvenli gıdaya erişimin olduğu kadar, ekolojik adaletin ve türler arası yaşam hakkının da temelidir.

Tüm zorluklara rağmen umut için güçlü nedenlerimiz var. Yaşam alanlarını savunan yerel topluluklar, ekoloji örgütleri, bilim insanları, gençler ve yurttaş girişimleri; doğayla daha adil ve sürdürülebilir bir ilişkinin mümkün olduğunu her gün yeniden gösteriyor.

Bu 5 Haziran’da, yaşamı yalnızca insanlar için değil, tüm canlılar için savunmanın; ekolojik yıkıma karşı dayanışmayı büyütmenin ve ortak geleceğimize sahip çıkmanın önemini bir kez daha hatırlıyoruz.

Yazar