– Hem kendinizden hem de Plastiksiz Türkiye Platformu’ndan bahseder misiniz? Plastiksiz Türkiye platformu kimdir? Nasıl kurulmuştur ve amacı nedir?
Ben biyoloğum. Biyolojiye olan ilgim doğrultusunda yüksek lisansımı ve doktoramı da bu alanda tamamladım. Bir yandan da Avrupa Birliği fonları, Dünya Bankası gibi çevre fonları kapsamında çeşitli projeler yazdım ve yürüttüm. Bu nedenle kendimi daha çok sivil toplum alanında çalışan biri olarak tanımlayabilirim.
Aslında plastik kirliliği ile ilgili farkındalığım kişisel yaşamımda başlamıştı. Mümkün olduğunca az plastik kullanmaya, geri dönüştürülebilir atıklarımı toplayarak kollektörlere atmaya çalışıyordum. Ancak son yıllarda daha görünür hale gelen küresel plastik sorunu ve ilgili fonların açılmasıyla plastik sorununa yönelimim profesyonel anlamda da arttı. UNDP- GEF-SGP ve Turkuaz Kıyı Çevre Fonu gibi fonların desteklediği projelerde görev aldım. Bu projeler, bireysel ve işletme bazında plastik tüketimini azaltmaya yönelikti. Ancak bireysel çabalar belirli bir noktada tıkanıyor. Örneğin saha projelerinde işletmelere “plastik yerine şu alternatif ürünü kullanabilirsiniz” dediğinizde, plastik daha ucuz ve erişilebilir olduğu için özellikle ekonomik zorluk dönemlerinde işletmeler istemeden de olsa yeniden plastiğe yöneliyor. Yani mesele bireyin ya da işletmenin inisiyatifine kalıyor. Ve çözüm, kanun yapıcılar ve uygulayıcıların atacağı adımlarla mümkün.
Plastiğin gerçekten geri dönüştürülüp dönüştürülemediği, piyasadaki ürünlerin ne kadar doğa dostu olduğu soruları da çok kafa kurcalayıcıydı. Geri dönüştürülmüş ürünler, biyobozunur malzemeden üretilen ürünler gibi. Bir yandan da işletmelere önerdiğimiz plastiğe alternatif bazı ürünler geri dönüştürülebilir görünse de aslında aynı kullan-at hızlı tüketim mantığıyla işleyen, ne kadar dönüşebilir olduğu belirsiz tek kullanımlık ürünlerdi. Araştırmalarım sırasında Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun mikroplastikler üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarıyla karşılaştım. Onun da bu konuda oldukça açık ve paylaşımcı olması sayesinde iletişime geçtik. Daha önce belediyeler ve STK’ların katılım sağladığı Plastiksiz Doğu Akdeniz Platformu kurmuşlar ancak çeşitli nedenlerle platform dağılmıştı. Görüşmelerimiz sırasında, “daha sağlam ve sürdürülebilir bir yapıyla bu platformu yeniden hayata geçirebilir miyiz” diye düşündük.
Bu düşünceyle, 2024 yılının başında Global Green Grants Fund (GGF) desteğiyle bir fon başvurusu yaptık ve yıl ortasında bu fonu aldık. İlk toplantımızı 22 Temmuz 2024’te İstanbul’da 27 sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirdik. Burada amaçlarımızı, plastik kirliliğiyle ilgili doğru bilinen yanlışları ve çözüm önerilerimizi anlattık. Doğa koruma, çevre ve insan sağlığı ve refahı gibi çeşitli alanlarda çalışan kurumlardan gelen katılımcıların konuya ortak ilgisi ve destek verme isteği bizi oldukça motive etti. Toplantıya katılım sağlayan kurumların da hemfikir olmasıyla, oluşuma “Plastiksiz Türkiye Platformu Girişimi” adını verdik. Çünkü bir platform olabilmek için STK’ların yönetim kurulu kararıyla platforma üye olmaları gerekiyor. İçinde bulunduğumuz süreçte üye sayımız giderek artıyor.
Bu ilk Plastiksiz Türkiye Platformu Girişimi toplantısını ana akım medyanın da haber yapmasıyla birlikte platform daha görünür hale geldi. Çeşitli üniversite ve sivil toplum kuruluşlarından platform ile ilgili bilgi almak amacıyla davetler almaya başladık.
Aralık 2024’te bizi çok heyecanlandıran bir gelişme yaşandı. Türkiye’de plastik atık ithalatının çevre ve halk sağlığı üzerindeki etkileri ve sürdürülebilir politikalar geliştirilebilmesi amacıyla, TBMM gündemine gelen araştırma önergesi görüşmeleri kapsamında milletvekilleri bize ulaşarak platformun görüşünü talep ettiler. Bu önerge çoğunluk oyuyla reddedilmiş olsa da konunun gündemde yer bulması ve platformun görüşüne başvurulması bizim için önemliydi. Çünkü bu, tam da Plastiksiz Türkiye Platformu’nun hedeflediği bir durum.
Plastiksiz Türkiye Platformu’nun amacı Türkiye’deki plastik kirliliğini, başta tek kullanımlık plastikler olmak üzere, azaltmak. Hedeflerimizi plastik krizine dair bilgi üretimine destek olmak, plastik konusunda bilgi kirliliğiyle mücadele etmek, plastik krizi ve yeni üretim tesisleri açılmasına karşı ilgili aktörlere dönük kamuoyu baskısı oluşturmak, plastik atık ithalatını bitirmeye yönelik politikaların değiştirilmesi için çalışmak, plastik tüketimini azaltacak alternatif uygulamaları tanıtmak, plastik atıkların kaynağında azaltılması amacıyla ilgili aktörlere yönelik kamuoyu baskısı oluşturmak olarak özetleyebiliriz.
– Plastik ile ilgili konuştuğumuzda genellikle geri dönüşüm ekolojik bir yöntem çözüm gibi sunuluyor. Geri dönüştürülmüş plastikten yapılan ürünler gerçekten sağlıklı mı?
Bu konuda çok fazla yanlış bilgi var. “Geri dönüştürülmüş plastikten üretildi” etiketiyle pazarlanan ürünler, çevre dostuymuş gibi lanse ediliyor. Oysa bu ürünler, hem tümüyle geri dönüştürülmüş plastiklerden üretilmiyor hem de geri dönüşüm sırasında fiziksel ve kimyasal süreçlerden geçerek, yapısı deforme oluyor ve daha fazla toksik kimyasal içerebiliyor. Örneğin, temizlik malzemesi içeren bir plastik, gıda ürünü için kullanılan bir plastik malzeme ile birlikte dönüşüme giriyor. Böylelikle iki plastikten gelen kimyasallar birbirleriyle karışıyor. Plastikler 16 binden fazla toksik kimyasal barındırabiliyor. Bu kimyasalların büyük bölümünün insan sağlığı üzerindeki etkileri henüz bilinmiyor.
Üstelik geri dönüştürülmüş plastik, kullanma veya geri dönüştürülmüş plastikten üretilen bir kıyafetin yıkanması sırasında mikro ve nano plastiklerin çevreye çok daha fazla yayılmasına neden oluyor. Çünkü geri dönüşüm malzemenin kalitesini düşüyor ve en ufak bir mekanik etkide çok daha fazla sayıda mikro ve nanoplastik, içecek ya da yiyeceğe karışabiliyor. Dolayısıyla “geri dönüşüm” kavramı doğal çevrenin korunmasından ziyade ne yazık ki çoğu zaman bir pazarlama stratejisinden öteye geçemiyor. Kaldı ki bu kavram ilk ortaya çıktığında ana amaç da plastiğin daha fazla tüketilmesini sağlamaktı. Dolayısıyla geri dönüştürülebilir diyerek daha fazla plastik tüketimi teşvik de edilmiş oluyor.
– Plastiğin yaşamımızda kapladığı alanı düşününce sizce plastiksiz bir Türkiye mümkün mü?
Artık plastik neredeyse her şeyin içinde: gıdada, kıyafette, sağlık malzemelerinde. İçinde bulunduğumuz hız ve tüketim çağında zor olduğunu kabul edebiliriz ama imkânsız değil. Ve elimizdeki somut bilimsel veriler her geçen gün bunun olması gerektiğini bize daha net olarak gösteriyor. Çünkü plastik üretimi arttıkça kirlilik ve insan ve çevre sağlığı üzerndeki olumsuz etkileri de artıyor. Öncelikle tek kullanımlık plastiklerden başlamak iyi olabilir. Tek kullanımlık plastikler üretilen toplam plastiğin %50’ye yakınını oluşturuyor. Örneğin termos kullanımı, tek kullanımlık su şişelerinin yerini alabilir. Belediyelerin kamusal içme suyu kaynaklarını daha erişilebilir hale getirmesi de önemli. Kendi kaplarımızla alışveriş yapabileceğimiz ambalajsız marketler yaygınlaştırılabilir. Bu konuda toplumsal talep oluşturmak gerekiyor. Karar alıcı kurumlar ve kamu otoritelerinin, giderek ağırlaşan plastik kirliliği sorununu görmezden gelmemesi; çözüm odaklı, kapsayıcı ve katılımcı politikalar geliştirmek için harekete geçmesi gerekiyor. Alternatifleri ve gereksiz plastiklerin üretiminin kısıtlanmasını talep eden bir kamuoyu oluşturulmadığı sürece plastik üretiminin azalması zor görünüyor. Şunu unutmayalım, bir zamanlar plastik hayatımızda yoktu ve biz plastiksiz de yaşayabiliyor, hayatımızı devam ettirebiliyorduk. Çevre ve insan sağlığını önceliklendirerek o günlere dönmek mümkün.
– Çukurova bölgesinde kamuoyunun yakından takip ettiği ithal çöp yakma ve usulsüz imha etme meseleleri çok gündem oluyor. Bu konuya dair siz ne düşünüyorsunuz? Sizce çöpler nasıl imha edilmeli veya geri dönüştürülmeli?
Bu çok önemli bir konu. Türkiye, Avrupa’dan plastik atığı en fazla ithal eden ülke. Sadece 2023 yılında, ülke içinde toplanan plastik atık miktarından daha fazlasını Avrupa’dan, özellikle de İngiltere’den ithal ettik. Bu haliyle, Türkiye’nin kendi atık yönetimi sistemi zaten yetersizken başka ülkelerin çöpünü ithal etmesi çok mantıklı bir uygulama değil. Yeterli atık yönetim altyapısı olan yerler kısıtlı sayıda. Buralarda da yeterli vatandaş katılımı olmadığı için, belediyeler aracılığıyla toplanan atıkların %90’a yakını çöp depolama sahalarına gönderiliyor, orada biriktiriliyor. Çukurova’daki durum da farklı değil.
Ayrıca, geri dönüşüm sanıldığı kadar temiz ve doğa dostu bir süreç de değil. Birçok atık ayrıştırılamıyor ve yüksek sıcaklıkta yakılarak veya usulsüz imha yoluyla “bertaraf ediliyor”. Yakma sonucu açığa çıkan toksik kimyasallar, mikroplastikler ve nanoplastikler de doğrudan gözle görülmemesine rağmen çok daha büyük riskler içeren sorunlara yol açıyor. Dahası, plastiğin üretiminden tüketimine ve bertarafına tüm süreçler karbon salımına yol açıyor ve küresel iklim krizine neden oluyor. Bu da doğrudan çevre ve halk sağlığına zarar veriyor. Dolayısıyla çözüm, geri dönüşümde değil; üretimin azaltılmasında. Plastik üretimini ve dolayısıyla tüketimini azaltmadan plastik kirliliğini önleyemeyiz.
– Peki Plastiksiz Türkiye Platformu plastik kullanımını azaltmak ve sağlıklı bir toplum için ne öneriyor?
Plastiksiz Türkiye Platformu, plastik kirliliği ile mücadeledeki yol haritasından bahsedebilirim. 3 temel alanda yol almak ve plastik kirliliği ile mücadeleye katkı sunmak istiyoruz.
- Bilgi Üretimi ve Ağ Oluşturma:
Plastik kirliliğini bilimsel verilerle ortaya koymak, bu verileri arşivlemek, eylem planları ve raporlar hazırlamak, ulusal ve uluslararası bilgi paylaşımı sağlamak.
Ayrıca “Break Free From Plastic (BFFP)” gibi uluslararası ağlarla da iş birliği halindeyiz. Böylece küresel plastik sorunuyla da mücadele konusunda dünyadaki farklı hareketlerle güç birliği yapıyoruz.
- İletişim Faaliyetleri:
Bilimsel veriye dayalı doğru bilgileri kamuoyuyla paylaşmak, basın bültenleri hazırlamak, farkındalık kampanyaları yürütmek. Yakında web sitemizi de açacağız. Şu anda aktif olan Instagram hesabımız (@plastiksizturkiye) üzerinden de çalışmalarımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. - İş Birlikleri:
Yerel yönetimler, kamu kurumları ve özel sektörle bir araya gelerek çözüm önerileri geliştirmek, politikaları etkilemek ve bir yandan da STK’lar arası dayanışmayı güçlendirmek istiyoruz. Platform adı altında bir araya gelme sebebimiz, plastik kirliliğine karşı çevreyi, insan sağlığını ve doğayı korumayı önceleyen tüm sivil aktörleri ortak bir zeminde buluşturmak.
– Plastik kirliliğiyle mücadelede devlet politikaları sizce yeterli mi? Mevzuat ve yerel yönetim düzeyinde hangi adımlar atılmalı? Sivil toplum bulundukları yerlerde yerel yönetimleri hangi alanlarda zorlayabilir?
Ne yazık ki yeterli değil. Görüşmemiz boyunca da bunun altını çizdim. Şu an elimizde sorunu gerçekçi biçimde ele alıp, çözüme yönelik hazırlanan kapsamlı ve gerçekçi bir politika göremiyoruz. Hükümetin iyi niyetle başladığı “Sıfır atık” uygulaması yürürlükte; ancak denetim ve yaptırım boyutlarının zayıf olduğunu görüyoruz. İhtiyaç duyulan şey; çevre adaletini ve insan haklarını önceleyen, şeffaf, bilimsel çalışmaları esas alan, STK’ları sürece dahil eden, yol haritaları ve eylem planlarıyla desteklenmiş kurallar bütününü oluşturmak. Bu kuralların uygulanması ve uygulatılması için gerekli yaptırımlarla desteklenmeleri ise şart.
Platform olarak bir yandan güç birliği oluşturmaya çalışırken, diğer yandan STK’ların kendi alanlarında projeler geliştirmesini ve birbirine destek olmasını önemsiyoruz. Yerel STK’ların çalıştıkları bölgelerde kamusal baskı oluşturması gerekiyor; örneğin yerel yönetimlerle bölgelerindeki çöp ve plastik kirliliğine dair temel sorunları paylaşacakları, birebir iletişimle konunun ortaya konulacağı ortamlar yaratabilirler. Birlikte projeler geliştirebilirler. Platform bu konuda bilgi ve yöntem desteği sağlayabilir.
Kanunlar ve yönetmeliklerde düzenleme yapılırken adil geçiş ilkesinin gözetilmesi şart. Ortaya konan alternatif çözümler işletmeler ve tüketiciler için hem ekonomik hem fiziksel olarak erişilebilir kılınmalı; bunlara yönelik gerçekçi destek mekanizmaları oluşturulmalı. Aynı durum geri dönüşüm işçileri ve çöp toplayıcıları için de geçerli. Bugün geçimini buradan sağlayan çok sayıda insan var; dönüşüm sürecinde bu insanların nasıl hayatta kalacağı planlanmalı. Biz bu nedenle de kamuoyu oluşturuyor, politikaları etkilemek için baskı yapmaya çalışıyoruz.
Plastik kirliliğinin küresel boyutta bir kriz olarak ele alınmasının ardından Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bünyesinde plastik kirliliği konusunda uluslararası hukuki bağlayıcılığı olan bir anlaşma olan Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerine 2022 yılında başladı. Türkiye Hükümetler arası Müzakere Komitesi’ne ulusal müzakere heyeti ile katılım sağlıyor. Türkiye, müzakerelerde kayda değer bir etkinlik sergilemiyor. Daha çok çöp toplamanın önemi üzerinden açıklamalarla yetiniliyor. Bu tutum, Türkiye’nin, Plastik Anlaşması konusunda ‘‘plastik üretimi durdurulmadan plastik kirliliği çözülmez’’ temel yaklaşımından ne kadar uzakta olduğunu ortaya koyuyor.
- Bundan sonra plastiksiz Türkiye platformunun işleyişi nasıl olacak? Plastiksiz Türkiye platforumuna kimler katılabilir?
Platformun yatay yönetim modeli olmasını arzu ediyoruz. Konuşmamızın başında değindiğim mutabakat metnini platform girişimine katılan STK’ların görüşleriyle hep beraber oluşturduk. Bir duyuru ve bir de iletişim grubumuz var. Yakın zamanda mutabakat metnini son haline getirerek, kuruluşların yönetim kurulu onay süreçlerini başlatmış olduk.
Mutabakat metninde belirlenmiş kriterlerimiz var. Başta yeşil aklamaya hizmet etmeyen, petro-kimya sektörü gibi çevre kirliliğine yol açan şirketlerle iş birlikleri bulunmayan ve ayrıca mutabakat metninde tanımladığımız diğer ilkelere uyan kurumları platforma dahil etmek istiyoruz. Adil geçişi savunan, plastik kirliliğiyle mücadele etmek isteyen tüzel kişiliği olan sivil toplumu platforma katılmaya davet ediyoruz; Dernekler, vakıflar, birlikler ve sivil inisiyatifler gibi. Bizlere yakın zamanda açılacak olan https://plastiksizturkiye.org/ internet sitemiz üzerinden ulaşarak taleplerini iletebilirler; kriterler çerçevesinde değerlendirip dönüş sağlıyoruz.
Son bir buçuk yılda kurumsal kimliğimizi büyük oranda oluşturduk ve büyüdük. Yeni projelerle bu yıl ikinci yüz yüze toplantımızı gerçekleştirdik. Çeşitli AB programları kapsamında mentorluk desteği aldık; mutabakat metnimiz bu sayede şekillendi. Bazı ajanslar da karşılıksız destek verdi; logomuz ve görsel kimliğimiz Fol Stüdyo ajansının gönüllü desteği ile oluştu.
Platform içerisinde eğitim ve politika oluşturma, iletişim ve kurumsal yapı başlıklarında çalışma grupları oluşturduk. Üye STK’larımıza yönelik çevrim içi eğitimler gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Örneğin küresel plastik anlaşması müzakereleri, Türkiye’nin katılımı ve eksikler; plastiğin yol açtığı çevre ve insan sağlığı sorunları; Türkiye’de plastik ithalatı ve geri dönüşüm, plastik kullanımını önlemeye yönelik gündelik hayat becerileri ve alternatif malzemeler gibi başlıkları ele alacağız. Küçük fonlarla kısa videolar, “hap bilgiler” ve “doğru bilinen yanlışlar” gibi içerikleri hazırlayıp web sitemizde yayımlayacağız. Yıllık toplantılar yapmayı sürdüreceğiz; yüz yüze buluşmalarımızı önemsiyoruz.
Basın ve kamuoyu çalışmalarımız da devam ediyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde basın bülteni yayımladık. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Geri Dönüştürülmüş Plastiklerin Gıda ile Temas Eden Madde ve Malzemelerde Kullanımına Dair Yönetmelik” taslağının halk sağlığını, çevreyi ve gıda güvenliğini ciddi risklerle karşı karşıya bırakabileceğine yönelik görüşlerimizi kamuoyuyla paylaştık ilettik. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan “Deniz Çöpleri ve Mikroplastikler Yol Haritası”na ilişkin görüş ve önerilerimizi sunduk. Platform olarak, yöneticilerden Türkiye’nin plastik kirliliği ile etkin mücadele edebilmesi ve plastik üretimini sınırlandırma yaklaşımını savunmasını talep ediyoruz. Bu çerçevede 2024 ve bu yıl gerçekleşen Küresel Plastik Anlaşması müzakere toplantılarına katılım sağlayacak ulusal heyete yönelik bir çağrı metni kaleme aldık ve çok sayıda imza ile bu metni heyete ilettik ve bu yılki toplantıya katılım sağlama şansı yakaladık. Genel olarak eksik gördüğümüz alanlarda bilimsel bilgi ve şeffaflık ihtiyacını tanımlayarak, destek vermeye gayret ediyoruz. Türkiye’de birçok inisiyatif güçlü ve motive şekilde hayatına başlıyor. Ancak sonraki adımlar zor olabiliyor. Asıl mesele sürdürülebilirliği sağlamak diye düşünüyoruz. Dolayısıyla, ağır fakat emin adımlarla ilerlemeyi önemsiyoruz. Platformda hepimiz gönüllülük esasıyla çalışıyoruz. Farklı görüşlerden insanları ortak amaç etrafında buluşturma hedefi iddialı bir hedef; ancak iyi başladığımızı düşünüyoruz. Gelecek süreçte, kendimizi kamuoyunda daha güçlü şekilde ses yükselterek hedeflerimize ulaşmak istiyoruz.





