“Hastalık” deyimini bilerek kullanıyorum. “Hastalık yapıcı” da denilebilir. Gözü dönmüş, açgözlü tekellerin “teknolojik gelişme” diye sundukları ve hayatımıza giren onca nesnenin üzerimizde ne gibi etkileri olduğu hâlen tam bilinmiyor ve bu konuda araştırmalar devam ediyor. Bir anlamda kobay gibiyiz. Uzun yıllar sonra, bugün kullanılan sözüm ona “teknolojik” ürünlerin zararlı etkileri belirlenebilir ve artık yapacak bir şey kalmamıştır, o zararları yaşamışızdır. Baz istasyonları tartışmasını hatırlayın lütfen. Etkileri tam olarak anlaşıldı mı?

Plastik konusu da böyle. 1800’lerin sonu, 1900’lerin başlarında laboratuvarda icat edildi plastik. Yeni gelişen otomobil endüstrisinin lastiklerinde doğal yollardan elde edilmiş kauçuk kullanılıyor ve buna alternatifler aranıyordu. Sonraki yıllar bu yeni buluşun üzerinde fazla durulmadı. İkinci savaş sonrası, sözüm ona “refah toplumu” sırasında yeniden keşfedildi plastik. Esnek yapısı, her biçimi ve rengi alabilmesi gibi avantajları hızla yaygınlaşmasını sağladı. Yani plastiğin hayatımıza girmesi son 70–50 yılda oldu. Bütün dünyada 1950’li yıllarda 2 milyon ton olan toplam plastik üretimi, 2024’e gelindiğinde 500 milyon tonu geçmişti. Evet, endüstri için çok kullanışlıydı plastik; fakat önemli bir kusuru olduğu sonradan yavaş yavaş ortaya çıktı: Bir kere üretildikten sonra sonsuza kadar ortadan kaybolmuyordu. Üretildikten yüzyıllar sonra çözünüyor, küçük parçalara ayrılıyor ama yok olmuyordu. Sürecin sonunda mikroplastik ve daha da küçük nanoplastik adı verilen parçalara ayrılıyor; havaya, suya, toprağa karışıyordu. İnsanların, hayvanların, bitkilerin bedenlerinde birikerek hâlen bütün dünyada araştırma konusu olan zararlara neden oluyordu. Yapılan araştırmalar, plastik parçacıkların insan vücudunun en hayati organlarında; kalp, akciğer ve beyinde biriktiğini, insan kanında bulunduğunu gösterdi.

Günümüzde dünyanın her yerinde, karada ve denizde büyük plastik çöp yığınları oluşmaya başladı. En uzak ve dokunulmamış yerlerde bile; kutup buzullarında, derin okyanus diplerinde plastik parçacıkları bulundu.

Plastik konusunda söylenen “geri dönüşüm” kocaman bir yalandan ibarettir. Şirketler ve devletler bilerek gerçeği gizliyor ve açıkça yalan söylüyorlar. Konuyu öyle bir takdim ediyorlar ki, duyanlar “geri dönüşümü yok edildi, ortadan kayboldu” şeklinde algılıyor. Plastik atıkların, bizim tabirimizle “çöp”lerin dünya çapında dönüşüm oranı sadece yüzde on civarındadır ve en önemlisi, dönüştürüldüğü söylenen plastik atıklardan elde edilen granül tekrar yeni plastik ürünlerin üretiminde kullanılmaktadır. Plastik bir kere üretildi mi ortadan kaybolmuyor; bir şekilde varlığını sürdürmeye ve hayata zarar vermeye devam ediyor.

Bu işin tek çaresi, sorunu kaynağında çözmektir. Yani dünya çapında plastik üretimini sınırlandırmak ve giderek yasaklamak; sadece hayati ihtiyaçlar için üretimine izin vermektir. Çoğu Avrupa ülkesinde tek kullanımlık plastik ürünlerin üretimi ve kullanılması yasaklandı bile. Birleşmiş Milletler topluluğu plastik üretiminin azaltılması ve giderek yasaklanması için defalarca toplantı düzenledi. Petrol üreticisi olan devletler, petrol ve plastik şirketlerinin lobisi bu toplantılarda sonuç alınmasını engelledi.

Son yıllarda plastik konusunun belki de en rezil bölümünü yaşamak zorunda bırakılıyoruz. “Atık ithalatı” denilen gelişmeden söz ediyorum. En çok plastik üreten ve kullanan, dolayısıyla plastik çöpleri en çok olan gelişmiş ülkeler, sömürgeci geçmişlerinin tipik davranışıyla plastik çöplerini az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelere göndermeye başladılar. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinden her yıl 700 bin ton plastik çöp “atık ithalatı” adı altında Türkiye’ye gönderiliyor. Gelen bu plastik çöplerin büyük bir kısmı derelere, su kanallarına atılıyor, toprağa gömülüyor, açık alanlara, tarım alanlarına dökülüyor. Dökecek, atacak yer bulamadıklarında ya da daha az masraflı olduğu için plastik çöpleri yakıyor, bilerek yangın çıkarıyorlar. Plastik atık işi yapan işyerlerinde sık sık yangın çıkmasının gerçek sebebi budur. Plastik bir petrol ürünü olduğu için plastik çöpleri yakmak da çare olmuyor; ağır metaller dâhil, plastik maddesinin içerdiği bütün zehirler atmosfere karışıyor, çevreye yayılıyor. Üstelik plastik sadece petrol ürünü de değildir. Sertlik ya da yumuşaklık derecesi için veya renk verebilmek için üretim sırasında içine on binlerce çeşidi olan kimyasallar katılır. Plastiğin içinde bulunan bu kimyasallar da canlılar için tehlike oluşturur.

Bir yılda Türkiye’ye getirilen plastik çöplerin yarısından fazlası, yaklaşık 400 bin tonu Adana şehrine geliyor. Medya organlarında sık sık “Adana Avrupa’nın çöplüğü oldu” haberleri yapılıyor. 21 Eylül 2025 tarihinde Küçükdikili’de bulunan bir işletmenin depo sahasında çıkarılan yangın iki gün boyunca sürdü ve 50 bin ton atık yakıldı. Yükselen yoğun, zehirli duman Adana’nın her tarafından görüldü.

Plastik atık ithalatına izin veren resmî yetkililer olanları izlemekle yetiniyor, gerekli denetimleri yapmıyor, bu kirletici döngüye göz yumuyorlar.

Avrupalılar çöplerden kurtuldukları için, bu kirli işi yapanlar para kazandıkları için memnunlar. Yetkililer seyrediyor. Türkiye’de yaşayanlar, en çok da Adanalılar zarar görüyor. Toprağımız, suyumuz, havamız kirletiliyor. Ekosistem zehirleniyor.

Gezegenimizin ortak evimiz olduğu gerçeğini, başkasının evine ya da bahçesine çöp dökmenin ahlâksızlık olduğunu plastik çöplerini buraya gönderen ülkelere hatırlatmak gerekiyor. Avrupa ülkelerinin plastik çöplerini başka ülkelere göndermelerinin adı ekolojik sömürgeciliktir, kolonyalizmdir.

Başta İngiltere olmak üzere, Türkiye’ye plastik çöplerini gönderen Avrupa ülkeleri yurttaşlarını bu utanç verici durumdan kurtulmak için harekete geçmeye, hükümetlerine baskı yapmaya davet ediyoruz.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı plastik atık ithalatını yasaklama kararını bir an önce almalı ve uygulamalıdır.

Plastik çöp ticareti bütün dünyada yasaklanmalıdır!

Yazar

ÇUKUROVA EKOLOJİ HAFIZA DERNEĞİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin